|
|
 |
 |
| Demiryolu, karayolu taşımacılığının önünü açıyor |
 |
Herkesin hemfikir olduğu gibi ulaştırma, ülkenin ekonomisinin ve toplumsal gelişmesinin önemli bir bileşenidir ve ülkenin sorunlarının çözümü ve sürdürülebilir büyümesi ancak çağdaş ulaştırma sistemlerinin varlığı ile sağlanabilir.
|
 |
UND Başkanı Sayın Tamer Dinçşahin Uluslararası Nakliyeciler Derneği'nin geleneksel iftar yemeğinde yaptığı güzel konuşmada, Türk taşımacılığının yaşadığımız süreçteki değişiminin ve geleceğinin sancılarını güzide davetlilere ve kamuoyuna açık bir şekilde özetledi. Sayın Dinçşahin bu önemli konuşmasında özetle; "Haziran 2009 verilerine göre ypılan değerlendirmede, Türk plakalı araçların Avrupa ülkelerine yaptığı taşımaların yüzde 27, Rusya, BDT ve Türki Cumhuriyetlere yapılan taşımaların yüzde 22, Ortadoğu ülkelerine yapılan taşımaların ise yüzde 9 düştüğünü, her beş araçtan birinin çalışmadığını, düşen sefer sayısının 6 ayda 86 bin, katma değer kaybının ise 600 milyon dolar olduğunu, tüm ülkelerin kendi taşımacılarını korumak için kalkan oluşturduğunu, Rusya'nın deniz yolu ile Baltık limanlarına gelen malların Rus araçları ile taşınması kararı aldığını, Rus araçlarınca taşınmayacaksa bu malların tren ile gelmesini istediğini, 'şayet böyle hareket edilmezse bu mallar benim ülkeme gelmeyecek' diyecek kadar kararlı bir politika izlediğini" söyledi. Sayın Dinçşahin, bugün için çok iç karartıcı gibi görünen ama geleceğin de böyle oabileceğini gösteren bir tabloyu bu konuşmasıyla gözönüne koydu. Zaten biz de yıllardır böyle bir tablo ile karşılaşacağımızı söylemeye çalışıyoruz. Yakın gelecekte öyle bir döneme gireceğiz ki, ister "karayoluyla" ister "karayolu Ro-Ro ile" yurtdışına çıkmakta çok zorlanacağız. Hep dediğimiz gibi, tüm ülkeler çeşitli nedenlerle karayolu taşımacılığı ile ilgili önemli kısıtlamalara gidiyor. Her ülkenin bir "karayolu trafik kapasitesi" var. Bu kapasitenin üzerine çıkılan durumlarda bu kısıtlama sorunları daha da artarak devam edecektir. Çünkü tüm ülkeler zaten "kendi karayolu trafiğini azaltmaya" ve "trafik kapasitelerini de daraltmaya" çalışıyorlar. Ülke olarak 1950'li yılların başından itibaren çeşitli etkilerle ("Hilts Raporu" , "Marshall Planı") yaptığımız tercihler nedeniyle taşımacılık alt sektörleri arasında büyük boyutta dengesizlik yarattık. Bazı alt sektörleri, başta demiryolunu kenarı ittik ve sanki onları "unutturmaya" çalıştık. Zannettik ki karayolu alt sektörünü çok öne çıkartırsak, taşımacılık zorunu çözülecek. Ancak yaklaşık 50 yıllık sürecin sonunda gördük ki "tüm taşımacılık sektörü" çıkmaza girmiş. Üstüne üstlük bu ihmal ve unutturma sürecinde, bırakın yeni projeler yapmayı ve sistemi büyütmeyi, bu alt sektörlerin mevcut durumlarını bile iyileştirmeyerek, "kötü bir imaj" oluşturmalarına da neden olduk. Bu alt sektörlerden olan "demiryolu sektörü", demiryolu çalışanlarının "mevcut durumu ayakta tutma" çabaları ile bu süreci tamamladı. "Kara tren" şarkılara, şiirlere konu oldu ama ulaştırma sisteminin projelerine/yatırımlarına "konu" olamadı. Sonunda da tüm taşımacılık sistemi hep birlikte tıkanma noktasına geldi. 2000'li yılların başında da aynı yanlış tercihleri yaparsak, "yeni taşımacılık anlayışını" kavrayamazsak güvenli, çevreye saygılı, küresel pazarda rekabet gücünü artıran taşımacılık sistemleri oluşturamazsak, 1950'li yıllardan itibaren yaşadığımız "taşımacılık tarihini" tekrar etmiş olacağız ve bir yere varamayacağız. Böyle olunca da ülkemizin kaynaklarını ve üretimini değerlendirmemiz, gelişmemizi ve büyümemizi sağlamamız mümkün olamayacaktır. Herkesin hemfikir olduğu gibi ulaştırma, ülkenin ekonomisinin ve toplumsal gelişmesinin önemli bir bileşenidir ve ülkenin sorunlarının çözümü ve sürdürülebilir büyümesi ancak çağdaş ulaştırma sistemlerinin varlığı ile sağlanabilir. Vatandaşlarımızın can güvenliği için, eşyalarımızı/ürünlerimizin hasarsız ve kayıpsız taşınması için daha güvenli, insana ve çevreye daha duyarlı, enerji kullanımını, kamu sağlığını önemseyen taşımacılık sistemlerini oluşturmak zorundayız. Mal ve hizmetlerin alternatifi yoksa, "kalitesizlik ve tekelleşme" eğilimleri baş gösterir. Taşımacılıkta rekabet yaratacak alternatifleri bulmalıyız. Biliyoruz ki; ulaştırma, ihtiyaçların karşılanabilmesi için malların uygun ve ekonomik bir biçimde yer değiştirmelerini sağlayan, ülkelerin ekonomik ve sosyal yapılarını yönlendiren, dolaylı olarak üretime ve tüketime katkıda bulunan bir hizmettir. Bu hizmet, ülkelerin sosyoekonomik ve coğrafi şartlarına uygun olarak seçilmiş bir ulaştırma politikası ve bu politikaya bağlı olarak geliştirilmiş bir ulaşım sistemiyle yürütülürse, beklenen yararları en iyi şekilde yerine getirebilir. Mevcut taşımacılık sistemimizin yukarıdaki tanımlamaya uygun olduğunu söyleyebilir miyiz? 1950'den itibaren hep karayolu/otoyol yaptık. Ama karayolu altyapısının yüzde 70'i Avrupa standartlarının altında. Türkiye'de taşımacılık yapan kamyon/TIR mevcudunun üçte biri 25 yaşın üstünde. Uluslararası taşıma faaliyetlerinde bulunan karayolu araçlarının yaşları ve "teknik standartları" önemli bir sorun. Gerekli teknik standartlar oluşturamadığımız için de biz hala yurtiçinde "tehlikeli maddeleri" bile "tehlikeli" bir şekilde taşıyoruz. Karayolu trafik yoğunluğu gittikçe artıyor. Hergün trafiğe giren sayısına baktığımızda bu yoğunluğun giderek artacağını görüyoruz. Bu artışın ve trafik yoğunluğunun getirdiği kaza ve olaylar nedeniyle vatandaşlar büyük acılar yaşayarak, önemli bir baskı aracı haline gelmeye başladı. Emniyet Genel Müdürlüğü istatistiklerine göre; Türkiye'de 1990-2007 yılları arasındaki kazalarda, (araç ve eşya hasarlarındaki büyük maddi kayıplar dışında) yıllık ortalama 5 bin 335 vatandaşımız ölmüş ve 121 bin 912 vatandaşımız da yaralanmış veya sakat kalmıştır. Kurtuluş Savaşımız'da yaklaşık on bin şehit verdiğimizi dikkate aldığımızda, her iki yılda bir Kurtuluş Savaşımızdaki şehit sayımız kadar vatandaşımızı karayolu trafik kazalarında kaybetmekteyiz. En acı ve yakın örneğini Ramazan Bayramı'ndaki trafik kazalarında yaşadık. Sanki bir kıyıma uğramış gibi 105 vatandaşımız öldü, 500 vatandaşımız da yaralandı. Peki o halde ne yapalım? Bugünün dünyasının büyük çapta üretim, tüketim ve dağıtım esası, her türlü eşya taşımacılığının "konteynerleşmenin" yaygınlaşması üzerine kurulduğu düşünülürse, demiryollarının eşya taşımacılığındaki önemini daha da anlaşılacak. Demiryolu, yük taşımacılığının vazgeçilmezi olacaktır. Kombine (yük/yolcu) taşımacılığına çok hızlı bir şekilde geçiş sağlamayı, demiryolu/denizyolu gibi ulaşım türlerinin olabildiğince fazla kullanımını, karayolu ile de kılcal bağlantılarının yapılmasını desteklemeliyiz ve bu sistemi özendirmenin yollarını bulmalıyız. Özellikle yük taşımacılığının "kombine taşımacılık" olması ilkesi, aslında sürdürülebilirlik ilkesinin bir uzantısıdır. Tüm dünyada sürdürülebilirlik ve kombine taşımacılığın desteklenmesi ilkelerine göre demiryoluna büyük önem verilmektedir. Bu bağlamda Türkiye'nin planlaması gereken en önemli yatırım, demiryolu ağının uzatılması, yaygınlaştırılması ve iyileştirilmesidir. Demiryollarının yaygınlaştırılmasının ve iyileştirilmesinin yanı sıra, diğer taşımacılık türleriyle ve genel olarak taşımacılık ağının bütünüyle olan entegrasyonu, öncelik verilmesi gereken bir başka yatırım konusu olmalıdır. Demiryolu ağını, tüm diğer taşımacılık ağları ile ilişkilerini güçlendirecek şekilde eksik bağlantılarını tamamlamalıyız. Ülkenin her noktasından erişimin fiziksel olarak imkansız olduğu demiryolu ağlarına, karayolunun en uygun bir şekilde bağlanmasının çözümünü oluşturmalıyız. Tüm taşımacılık türlerinin birbirlerine uygun şekilde bağlanması, bağlantıların özellikle demiryolu ve denizyolları gibi çevreye daha duyarlı olan ulaşım türlerine yapılacak aktarmaları kolaylaştıracak şekilde tasarlanması, hem sürdürülebilirlik ilkesinin hem de bütünlük ilkesinin gereği olmalı ve türler arasında kolay, anlaşılır ve en az zaman harcanarak geçişin sağlanabileceği aktarma (Yük/Lojistik köyleri) istasyonları oluşturulmalıdır. Bu tür yatırımlar ile demiryolunun geliştirilmesi Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Türkiye ister Avrupa Birliği (AB) üyesi olsun veya olmasın Avrupa, Avrasya ve Yakındoğu ile olan ilişkilerinde demiryolu ulaşım ağları her zaman önemli bir rol oynayacaktır. Bu çerçevede Türkiye ve Türkiye'deki lojistik/taşımacılık sektörü, demiryolunun Avrupa'da ve dünyada artan önemini dikkate almalı ve dünya ile bütünleşebilecek bir ülkesel demiryolu ağını her platformda desteklemelidir. Türkiye'nin ekonomik ve sosyal potansiyelini kendini tatmin edecek düzeyde kullanabilmesi için ulaştırma altyapısındaki eksik halkaları inşa etmesi, dar boğazları ortadan kaldırması ve aynı zamanda geleceğe yönelik olarak ulaştırma ağlarının sürdürülebilirliğini temin etmesi gerekmektedir. Türkiye, stratejik konumunun kendisine tanıdığı "lojistik üs olma misyonunu" yerine getirebilmesi için, küresel pazarın taleplerine etkin bir şekilde cevap verebilecek ulaştırma altyapısına sahip olmalıdır. Hepimiz biliyoruz ki "Kyoto Protokolu" nu kabul ettik ve "AB Müktesebatı" ile ilgili uyum çalışmalarımız devam ediyor. Bu iki önemli yükümlülük bizleri taşımacılık sektöründe,"kombine taşımacılığı" ve "demiryolunu" esas olan yeni taşımacılık anlayışlarına ve sancılı geçiş süreçlerine götürecek ve bu süreç içinde de "iğne deliğinden" geçmemize neden olacaktır. Büyük "kırılmalara" hazır olmalıyız. |
 |
|